Osmanlı Saray Kadını Giyimine Bakış
Sizleri 1718 yılı İstanbul’una götürüyoruz.
Günlerden 10 Mart Perşembe…
Pera’dayız.
İngiltere elçisinin eşi Leydi Mary Montagu, ülkeye geldiğinden beri ne gördü ne yaşadıysa, hepsini tek tek İngiltere’deki ahbaplarına yazdığı mektuplarında anlatıyor. İşte, yine masanın başına oturmuş. Kız kardeşi Kontes Mar’ a mektup yazıyor. Konu, birkaç gün önce merhum Sultan Mustafa’nın kız kardeşi Hafize Sultan’a yaptığı ziyaret.
Mektubun büyük bölümünü hayran kaldığı Hafize Sultan’ın kıyafetine ayırıyor;
“Sultan, dolama adı verilen bir gömlek giyiyor. Gömlek kırmızı renkli ve yakadan eteğe kadar nohut büyüklüğünde elmaslarla süslenmiş. Düğmelerin üzerlerinden prenslerin doğum günlerinde giydikleri elbiselerde bulunan altın süslere benzeyen iri elmas süsler sarkıyor. Gömleğin alt kısmı iri elmaslarla süslü küçük iki iğne ile kemere tutturulmuş. Mücevherleri o kadar güzel ki imparatoriçenin mücevherleri zarif olsa da Hafize Sultan’ınkinin yanında basit kalır…”
Leydi Montagu’ nün bir seyyah gözüyle, tarafsız olarak yazdığı mektuplarında anlattığı saray kadın giysilerinin görkemi, Avrupa’da büyük ilgi uyandırmış. Hatta kendisi dönemin kadın kıyafetlerini giyerek ressamlara tablolar yaptırmış. Bu giysiler, Osmanlı’nın zenginliğini ve gücünü yansıtıyor.
Saray mensuplarının giyimleri hakkında Osmanlı Devleti’nin kurulduğu dönemlere ait yeterli kaynağımız yok. Diğer dönemlere ait bilgileri, genellikle yabancı ressamların yapıtlarından, seyyahların anlatılarından, minyatürlerden ve sarayda korunmuş olan kıyafetlerden derliyoruz.
Giysilerde, Orta Asya ve Selçuklu etkileri görülüyor. En belirgin özellik, bol dökümlü ve uzun olmaları.
Hanedan üyeleri ile saray çalışanlarının kıyafetleri, halkın giyim tarzına göre daha zengin görünüşlü. Kumaşlar, saray için özel olarak dokutuluyor. Bu kumaşlarda kullanılan malzeme daha kaliteli. Kumaşlar, adeta hazine değerinde. Ağır işçilik eseri olan dokumalarda altın ve gümüş teller kullanılıyor. Kumaş türleri, Seraser, Hatayi ve Zerbaft, Kemha, Çatma, Sevayi, Gezi, Selimiye, Canfes, Atlas, Kutnu, Kadife, Serenk ve Damask. Kumaşlarda kullanılan desenler, saraya özel. Halktan kadınların bu kumaşları alıp diktirmesi yasak. Kıyafetler o kadar özenli ki hepsi sanat eseri. Giysilerin tarzları, seçilen kumaşlar, üzerlerindeki süslemeler, başa giyilen unsurlar bunları giyenlerin görevini, rütbesini, sosyal konumunu ifade ediyor.
- yüzyılda Osmanlı sarayı giyim tarzı İstanbul’un giyim kuşamını şekillendiriyor.
- yüzyılda Osmanlı’da dokumacılık, yüksek bir standarda ulaşıyor. Kumaşlarda küçük desenler ve çeşitli renkler kullanılıyor. Kumaş kalitesinin sağlanması için kanunlarla kumaşların tel sayıları, boyları, cinsleri belirleniyor. Devlet, bunları kontrol ediyor. Saray mensupları, bu yüzyılda belirli standartlara uygun kıyafetler giyiyor. Bunlar, bedene oturan, eteklere kadar genişleyen elbiseler. Kollar dar, bileklere kadar uzuyor. Elbise ile aynı kumaştan pelerinler var. Giysiler, altın, gümüş kemerler ve takılarla süsleniyor. Aksesuarlara özen gösteriliyor. Düğmeler, bedenden bele değin örtülü, yakalar açık. Başlarda hotoz var. Hotoz, sivri ucundan arkaya doğru sarkıtılmış ince ipekle tamamlanmış.
- yüzyılın ilk yarısında, Osmanlı’da kumaş dokumacılığı en yüksek seviyesine ulaşıyor. Yüzyılın ikinci yarısında ise İmparatorluğun gerileme dönemine girmesi ve ekonominin zayıflaması sonucunda giysilerde altın ve gümüş tel kullanımı azalıyor. Dokumaların kalitesi düşüyor. Saraya, daha kaliteli ve ucuz olan İtalyan ipekli kumaşları alınmaya başlanıyor.
Fakat şu bir gerçek ki, saraylı kadın giysileri, bu dönemde de göz kamaştırıyor.
O dönemde Padişah hanımları ve diğer saray kadınları, zengin mücevherler ve incilerle süslenmiş giysi, harmaniyeler ve iç giyimi olarak ipekli dar kesim şalvarlar giyiyorlar. Haseki Sultan, altın işli uzun giysiler ve kürk yakalı serase kaftanlar giyiyor. Atlas, ipek, saten, kadife kumaştan yapılmış kıyafetlerin üzerine gümüş- altın üstüne değerli taşlarla donatılmış kemerler takılıyor. Padişah kız kardeşleri, çiçek desenli, altın yaldızlı, ipek entariler giyiyorlar. İç elbiseler, bürümcük kumaştan yapılıyor. Bunlar, topuğa kadar uzun kollu gömlek şeklinde. Üstüne kaftan ya da tercihe göre kısa-uzun kolları olan hırkalar giyiliyor. Kaftanların içi kürklü. Kürkler, mutlaka kaftanın içine dikiliyor çünkü kürkü dışa giymek büyük görgüsüzlük. Sarayda dolaşırken kadınefendiler yazın manto, kışın ise kürk giyiyorlar. Sultanın yanına girdiklerinde bunu çıkarıp kalfaya veriyorlar. Giysiler ya yakasız ya da oyuntulu yakalı. Ayakkabıya gelince; Harem kadınları sarı pabuç giyiyorlar.
- yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu’ nda yenileşme hareketleri başlıyor. Avrupai yaşam tarzına ve sanatına duyulan ilgiyle beraber giyimde de farklılıklar görülmeye başlanıyor.
Kıyafetlerde, hareketli ve daha derin yırtmaçlar kendini gösteriyor. Göğüs dekolteleri biraz daha derinleşiyor. İç kıyafetlerde geleneksel giyim şekli devam ediyor. Örneğin, o dönemde Mihriban Sultan’ın düğününe katılan İngiliz tarihçi ve edebiyatçısı Julia Pardoe, kadınların şalvar, gömlek ve entari giydiğinden bahsediyor.
Valide Sultan ve üst dereceli cariyeler samur kürk giyiyor.
Saraylı kadınların bir diğer özelliği, saçlarına özen göstermeleri. Saçları örüyor, üzerlerine mücevher, hotoz takıyorlar. Leydi Montagu, kadınların saçlarının gür olduğunu vurgulayarak saçların yoğunluğuna hayran kaldığını ifade ediyor ve ekliyor “Bu derece güzel ve gür saçlı kadınlara hiçbir yerde rastlamadım. Hiçbiri takma saç kullanmıyor. 110 adet örgü saydım bir tanesinde”
Bu dönemin etkileyici kıyafetlerini Avrupa’dan gelen ressamların yaptığı tablolardan görebiliyoruz. Bunlardan biri de Hollanda’lı ressam Vanmour’un Haseki Sultan’ı resmettiği tablo; Tabloda, bürümcükten dikilmiş olan iç gömleğin yakası ufak bir düğümle biçimlendirilmiş. Çiçek-yaprak desenli seraserden dikilmiş giysinin önünde, kemerine kadar inen inci düğmeler yer alıyor. Kaftan ise yarım kollu. Kemer altından yapılmış.
Osmanlı topraklarına gelen seyyahların anlattıkları ve ressamların tabloları Avrupa’da öylesine bir etki uyandırıyor ki, 18. yüzyıl Avrupa’sında sarayda giyilen giysilere hayran olan, soylu bir kesim ortaya çıkıyor. Bunlar, Türkler gibi düğün yapıyor, Türk lalesi ekiyor, kahve içiyorlar. Bu bir moda. Adına Türkkâri diyorlar. Öyle ki, Osmanlı sarayı giysileri giyip ressamlara poz veriyorlar. Hatta o dönemde saray giysileri giyilerek balolar tertipleniyor. Tiyatro eserleri yazılıyor. Klasik müzik eserleri, operalar besteleniyor.
- yüzyıla gelindiğinde saraylı kadın kıyafetlerinde Batı etkisi artıyor. Kumaş desenleriyle başlayan değişim kıyafetlere sirayet ediyor. Batılılaşma taraftarı olan Padişah 3. Selim giyim kültürünü de şekillendiriyor. 1805 yılında 3. Selim, yerli üretimi desteklemek için Üsküdar’da Selimiye Kumaş Atölyelerini kurduruyor. Burada dokunan kumaşlarla dikilen saray giysileri Avrupa’dan getirtilen harçlarla dizen ediliyor. 19.yüzyılın ikinci yarısından sonra giysiler oya, dantel, yaldızlı parlak süslerle işleniyor. Ardından kıyafetlere pile, korsaj gibi unsurlar ekleniyor. Fiyonklarla bezenmiş, inci, pul ve mercan işlenmiş kıyafetler giyilmeye başlanıyor.
Saray adetleri de dönemle birlikte değişikliğe uğruyor. Kadın sultanlar, kalfalar ile saray dışındaki terzilere hatta günün moda merkezi olan Paris’e özel siparişler veriyorlar. Bunun yanı sıra, yine Paris’ten gelmiş moda dergilerini inceleyip isteklerini içeren notları terzilerine ulaştırıyorlar.
Bu dönemde saray kadınları genellikle leylak, fındıki, pembe, mor, kanarya sarısı, kahverengi gibi renkleri, desen olarak da dallı, çiçekli motifleri seçiyorlar. Bürümcüklerde de farklı arayışlara gidiliyor ve şalaki, telli, sarı yaldızlı, desenli, çubuklu, işlemeli bürümcükler yaygınlaşıyor. İki parçalı giysiler tercih edilmeye başlanıyor. Saray kadınları, ayakkabı, dantel ve kumaşları Avrupa’ya sipariş vererek oradan temin ediyorlar. Artık, geleneksel peş’ li kesimden uzaklaşılarak kişinin ölçüleri alınıyor, giysiler kim giyecekse onun beden ölçülerine uygun olarak yapılıyor.
A Look at Ottoman Palace Women’s Dress
We take you to Istanbul in the year 1718.
It is Thursday, March 10.
We are in Pera.
Lady Mary Montagu, the wife of the British ambassador, has been recording everything she has seen and experienced since arriving in the country in the letters she writes to her friends back in England. Once again, she is seated at her desk, writing a letter to her sister, the Countess of Mar. The subject is a visit she paid a few days earlier to Hafize Sultan, the sister of the late Sultan Mustafa.
Lady Montagu devotes a large part of her letter to the attire of Hafize Sultan, which she greatly admired:
“The Sultan is wearing a garment called a dolama. The dress is red and adorned from neckline to hem with diamonds the size of chickpeas. From the buttons hang large diamond ornaments resembling the gold decorations found on the garments worn by princes on their birthdays. The lower part of the dress is fastened to the belt with two small pins embellished with large diamonds. Her jewels are so magnificent that, although the Empress’s jewels are elegant, they appear quite plain beside those of Hafize Sultan…”
The splendor of palace women’s garments described in Lady Montagu’s letters—written with the detached eye of a traveler—aroused great interest in Europe. She even had herself portrayed by painters wearing the women’s costumes of the period. These garments reflected the wealth and power of the Ottoman Empire.
We have very limited sources regarding the attire of palace members from the founding period of the Ottoman state. Information about later periods is generally compiled from the works of foreign painters, travelers’ accounts, miniatures, and garments preserved in the palace.
Ottoman dress shows influences from Central Asia and the Seljuk period. Its most distinctive features are its loose, flowing, and long forms.
The clothing of dynastic members and palace officials was far more elaborate than that of the general public. Fabrics were specially woven for the palace, using higher-quality materials. These textiles were virtually treasures. Gold and silver threads were used in heavily crafted weavings. Fabric types included Seraser, Hatayi and Zerbaft, Kemha, Çatma, Sevayi, Gezi, Selimiye, Canfes, Atlas, Kutnu, Velvet, Serenk, and Damask. The patterns used on these fabrics were exclusive to the palace, and it was forbidden for women of the public to purchase and tailor them. The garments were so meticulously crafted that each could be considered a work of art. Their styles, chosen fabrics, decorations, and headpieces all indicated the wearer’s duty, rank, and social status.
In the 15th century, Ottoman palace dress shaped the clothing culture of Istanbul.
By the 16th century, weaving in the Ottoman Empire had reached an exceptionally high standard. Fabrics featured small patterns and a variety of colors. Laws regulated thread counts, dimensions, and types of fabrics to ensure quality, and the state strictly supervised production. Palace members wore garments that adhered to specific standards: fitted at the bodice and flaring toward the hem. Sleeves were narrow and extended to the wrists. Cloaks made of the same fabric accompanied the dresses. Outfits were adorned with gold and silver belts and jewelry, and accessories were chosen with great care. Buttons were concealed from the chest to the waist, necklines were open, and pointed hotoz headpieces—completed with fine silk trailing backward from the tip—were worn.
In the first half of the 17th century, Ottoman textile production reached its peak. In the second half, however, the Empire entered a period of decline and economic weakness, resulting in reduced use of gold and silver threads and a decline in fabric quality. More affordable yet high-quality Italian silks began to be purchased for the palace.
Nevertheless, palace women’s attire continued to dazzle.
At the time, the Sultan’s consorts and other palace women wore garments, harmaniyes, and slim-cut silk trousers as innerwear, richly adorned with precious jewels and pearls. The Haseki Sultan wore long, gold-embroidered garments and fur-collared seraser caftans. Belts set with precious stones over silver and gold were worn over outfits made of atlas, silk, satin, and velvet. The Sultan’s sisters wore silk entaris with floral patterns and gilded details. Inner garments were made of bürümcük fabric—long-sleeved, ankle-length shirts. Over these, caftans or cardigans with short or long sleeves were worn. Caftans were lined with fur, which was always sewn on the inside; wearing fur outward was considered extremely improper. While walking within the palace, kadınefendis wore mantles in summer and furs in winter, removing them and handing them to attendants upon entering the Sultan’s presence. Garments were either collarless or featured scooped necklines. As for footwear, women of the harem wore yellow slippers.
In the 18th century, modernization movements began in the Ottoman Empire. Alongside a growing interest in European lifestyles and art, changes in dress also became apparent. Garments featured more dynamic and deeper slits, and décolletés became slightly more pronounced. Traditional forms continued in undergarments. For example, the English historian and writer Julia Pardoe, who attended the wedding of Mihriban Sultan, noted that women wore shalvar, shirts, and entaris.
The Valide Sultan and high-ranking concubines wore sable fur.
Another defining feature of palace women was the care they devoted to their hair. They braided their hair and adorned it with jewels and hotoz. Lady Montagu emphasized the thickness of their hair, expressing her amazement and adding:
“I have never seen women with such beautiful and abundant hair anywhere else. None of them use false hair. I counted 110 braids on one woman.”
We can observe the striking attire of this period through paintings by European artists who visited Ottoman lands. One such example is the Dutch painter Vanmour’s portrait of the Haseki Sultan. In the painting, the neckline of the inner shirt made of bürümcük is shaped with a small knot. The garment made of floral and leaf-patterned seraser features pearl buttons descending to the belt. The caftan is half-sleeved, and the belt is made of gold.
The accounts of travelers and the paintings of artists had such a profound impact in Europe that, in the 18th century, an aristocratic group fascinated by Ottoman palace dress emerged. They held weddings in the Turkish style, cultivated Turkish tulips, and drank coffee. This became a fashion known as Turquerie. Ottoman palace garments were worn to pose for painters, balls were organized with participants dressed in these outfits, theatrical works were written, and classical music pieces and operas were composed.
By the 19th century, Western influence on palace women’s attire became increasingly evident. What began with fabric patterns extended to garment construction itself. Sultan Selim III, a proponent of Westernization, also shaped dress culture. In 1805, he established the Selimiye Textile Workshops in Üsküdar to support domestic production. Palace garments made from fabrics woven there were embellished with trimmings imported from Europe. From the second half of the 19th century onward, garments were decorated with lace, embroidery, and gilded, shimmering ornaments. Pleats and corsage elements were added, and outfits adorned with bows, pearls, sequins, and coral became fashionable.
Palace customs also evolved with the times. Female members of the dynasty placed special orders with palace tailors, external dressmakers, and even Paris—the fashion capital of the era. They examined fashion magazines imported from Paris and conveyed their wishes to their tailors through written notes.
During this period, palace women favored colors such as lilac, hazelnut brown, pink, purple, canary yellow, and brown, with branching and floral motifs as preferred patterns. New approaches emerged in bürümcük fabrics as well, with varieties such as şalaki, threaded, gilded, patterned, striped, and embroidered bürümcük becoming widespread. Two-piece outfits gained popularity. Palace women ordered shoes, lace, and fabrics from Europe. Traditional peşli cuts were abandoned in favor of garments tailored to the individual wearer’s measurements, marking a shift toward custom-fitted clothing.
Elif OVAR








