İnsanlığın ortak hafızasında derin izler bırakan şehir: İznik
İznik, Antik dönemden günümüze değin farklı uygarlıkların siyasal, dinsel ve kültürel birikimlerini aynı mekânda bir araya getiren özgün bir kent.
Erken Hristiyanlık tarihinde konsillerle şekil alan yapı, Türklerin Anadolu’ya yerleşme süreciyle birlikte yeni bir toplumsal ve idarî bağlam kazanmış; Osmanlı döneminde ise mimari, sanat ve şehircilik anlayışıyla kalıcı bir medeniyet formuna dönüşmüş. Bu yönüyle İznik, tarihsel bir laboratuvar niteliği taşıyor.
Şehrin kökeni, M.Ö. 2500 yıllarına dek uzanıyor; İznik yakınında yer alan Karadin, Çakırca, Çiçekli ve Yöğücek höyüklerinde geçmiş uygarlıkların izine rastlanmış.
Kent, M.Ö. 316’da Büyük İskender’in generallerinden “Antigonius Monophthalmos” tarafından yeniden inşa edilmiş.
İznik Gölü’nün hemen doğusunda yer alan şehir, tarihin farklı dönemlerinde önemli olaylara sahne olmuş.
Bunlardan biri, M.S.325 yılının yaz aylarında, yaşanmış…
Şehirde, İmparator Constantinus’un katılımıyla Senatus Sarayı’nda ilk Ekümenik Konsil toplanmış. Bu toplantıda iki temel görüş karşı karşıya gelmiş. İskenderiyeli din adamı Arius, Hz. İsa’nın ilahi bir varlık değil, yalnızca insan olduğu görüşünü savunmuş. Bu düşünceye piskoposlar itiraz etmişler. Tartışmaların ardından, bugün Hıristiyan dünyasında benimsenen “Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu” inancı kabul edilmiş.
Tarihte 1. ve 7. Konsillere ev sahipliği yapan İznik, günümüzde Hristiyanlarca Kudüs ve Vatikan’dan sonra 3. Kutsal kent olarak kabul ediliyor.
Tarihler 1075 yılını gösterdiğinde, Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Bizanslılardan o zamanki adı Nicaea olan kenti alarak burayı 1080 yılında Selçuklu devletinin başkenti yapmış. Şehrin ismini de Nicaea’nın izi anlamına gelen “İznik” olarak değiştirmiş. Fakat, ilerleyen yıllarda Haçlı ordusu İznik’i alarak Bizans’a geri vermiş.
İznik, Anadolu coğrafyasında Bitinya’dan Bizans’a, Anadolu Selçuklu’ dan Osmanlı’ya uzanan dört büyük medeniyetin başkenti olma ayrıcalığını taşıyan tek yerleşim yeri…
1331 yılında şehir, Orhan Bey tarafından fethedilerek başkent olarak ilan edilmiş. Böylece şehir, Anadolu Selçuklular’ dan 234 yıl sonra yeniden Türk idaresine girmiş.
Osmanlılar zamanında özellikle 2. Murat ve Çandarlı devrinde kent imar edilmiş; cami, han hamam, medreselerle donatılmış. Osmanlıların ilk medresesi (Orhan Medresesi) İznik’te açılmış, zamanın önemli alimleri ve sanatkarları şehre getirilmiş Pek çok şair ve ulema yetişmiş. Hatta o dönemde kente “Ulema Yuvası” deniliyormuş.
İznik, Evliya Çelebi tarafından “Anadolu’nun Çini Şehri” olarak nitelendirilmiş.
Evliya Çelebi şehir hakkında şunları yazmış:
“Çiniden kâseleri, tabakları ve ibrikleri meşhurdur. Osmanoğulları ülkesinde ne kadar nakışlı çinili imaret var ise bu İznik şehrinde işlendiğinden Çîn-i Mâçîn-i Rum derler. Sihirli bukalemun nakışlı kâşîler (çiniler) işlenir ki anlatılmasında dil yetersiz kalır”
Burada yapılan çiniler teknik, desen ve renkleri ile o güne kadar dünyada yapılan çinilerden farklı bir yere sahip olduğundan, ünü Osmanlı İmparatorluğu sınırlarının dışına taşmış. Çiniler, Kudüs’e, ticaret yolları ile Cenova, Venedik ve Dubrovnik limanlarına oradan da Avrupa içlerine ulaştırılmış.
XVI. yüzyıl sonlarına gelindiğinde ise İznik, o ihtişamlı zenginliğini kaybetmeye başlamış ve şehrin hatırı sayılır aileleri İstanbul’a göç etmiş. Kent, kendi haline bırakılmış.
Günümüzde, İznik’te Roma eserlerinin kalıntıları, Bizans’ın kiliseleri, Selçuklu’ nun ince işçiliği ve Osmanlı’nın zarif ve güçlü izleri arkeolojik ve etnografik bir bütünlük içinde yan yana varlığını sürdürüyor.
Yani bu kadim şehri gezmek isterseniz, sizi farklı dönemlere ve uygarlıklara ait tarihi eserler karşılayacak:
Ayasofya Camii: Hagia Sophia Kilisesi-Bizans dönemi eseri… 1331 ‘de Orhan Gazi İznik’i aldıktan sonra ismi Orhan Gazi Camii olmuş. 16. Yüzyılda ise geçirdiği deprem ve yangınların ardından Mimar Sinan tarafından restore edilmiş. 7. Konsilin toplandığı yer olarak bilinen cami, şehrin ortasında yer almakta.
Hacı Özbek Cami: Bu cami, şehirde inşa edilmiş olan ilk Osmanlı camisi… Yapım yılı1333.
Koimesis Kilisesi: Kilise, 8.yüzyılda Piskopos Hyakinthos tarafından yaptırılmış, 1065’teki depremde yıkılmış. Kilisenin ikonaları ve mozaikleri, 1807’de yenilenmiş.
Ayatrifon Kilisesi: Kilisenin planı, İstanbul’daki kariye Camiine benziyor. 13.yy. da Aya Trifon adına yaptırıldığı düşünülüyor. Kilise, Yenişehir kapı’ ya giden caddenin sağ tarafında kalıyor.
Yeşil Cami: Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almış. Yapımı Çandarlı Hayreddin Paşa tarafından 1378 yılında başlatılmış. Oğlu Ali Paşa babasının ölümü üzerine yapımı devralmış ve inşaatı 1391’de tamamlatmış. Göz alıcı minaresinin gövdesinde mavi ve yeşil renkli çiniler yer alıyor. Cami, İlk dönem Osmanlı sanatının güzel bir örneği.
İznik Müzesi: Bir diğer adıyla Nilüfer Hatun İmareti, 1388’de l. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatunun anısına yaptırılmış. Burada, yoksullar için her gün yemek dağıtılırmış. Bina 1960’de müze olarak hizmete açılmış. Bünyesinde Ilıpınar, ve İznikteki çini fırınları kazılarında bulunan eserler, İznik çevresinden elde edilen buluntular yer alıyor. Bahçede ise Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri var.
Bazilika: İznik Gölü’nün kıyıdan yaklaşık 20 metre açığında yer alıyor. Buranın, 1. Konsilin toplandığı, İncil’in versiyonlarının toplatılarak Matta, Markos, Luka, Yuhanna olarak sayısının dörde düşürüldüğü, “Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu” inancının kabul edildiği yer olduğu düşünülüyor. Bazilika, senato sarayı olarak anılıyor. Yaklaşık 600 metrekarelik bir alanı kaplıyor. Yapı, erken Hıristiyanlık dönemi kiliselerinden biri.
İznik Surları: Diyarbakır ve İstanbul Surlarının ardından 4970 m ile en uzun surlara sahip olan İznik surları, Bithynia döneminde (M.Ö. 4. yy) inşa edilmeye başlanmış. Roma ve Bizans dönemlerindeki eklentilerle bugünkü halini almış. Yüksekliği 10-13 metre arasında değişiyor. Surlarda, İstanbul kapı, Lefke Kapı, Göl kapı ve Yenişehir kapı olmak üzere 4 ayrı kapı yer alsa da bugün Göl kapıdan iz yok.
Tiyatro: Tiyatro, İmparator Traianus döneminde yapılmış. Burası, 13.yy. da toplu mezarlık haline getirilmiş. Yapılan kazılarda tiyatro bölgesi içinde kilise, saray ve Osmanlı seramik atölyeleri ve çini fırınları bulunmuş. Seyircilerin oturduğu bölümünün ancak bir kısmı ayakta duruyor.
Böcek Ayazma: Ayazma, Koimesis Kilisesi yakınında yer alıyor. 5. yüzyıldan bugüne değin sağlam gelmiş bir yapı. Üstü kubbe ile örtülü. Böcek Ayazmanın Hyakinthos adlı manastırın bölümü olduğu düşünülüyor.
Berber Kaya: Tek kayadan oyulmuş büyük bir oda şeklinde mezar anıt. Bu büyük lahdin Bursa’nın kurucusu ve isim babası Bithynia Kralı II. Prusias’a ait olduğu düşünülüyor. Zemininde başka mezarlar yer almakta. Berber Kaya, İznik’in doğusunda bir tepenin hemen eteğinde bulunuyor.
Dört Tepeler Tümülüsü: Tümülüs, Elbeyli Belediyesi Mezarlığı içinde yer alıyor. Burada 2 anıt mezar bulunuyor. İlk mezar yol kenarında. Öbür mezar Roma döneminden kalma beyaz mermerden yapılmış mezar odası ve kaba taş ve ağaçlarla örtülü giriş bölümüne sahip.
Türbeler: İznik’i gezerken pek çok türbeye rastlıyorsunuz. Ziyaret etmek isteyenlere hatırlatalım;
Eşref-1 Rumî Camı Ve Türbesi, Kırgızlar Türbesi, Åandarli Hayrettin Paşa Türbesi, Sarı Saltuk Türbesi, Huysuzlar Türbesi, Ahiveyn Sultan Türbesi, Abdülvahap Sancaktarı Türbesi, Yakub Çelebi Zaviyesi ve Türbesi, Şeyh Kutbettın Camı Ve Türbesi.
Han ve hamamlar: İznik deyince han ve hamamları ziyaret etmeden olmaz. İşte şehirde ziyaret edebileceğiniz han ve hamamlar;
İsmail Bey Hamamı,
Hacı Hamza Hamamı: (2. Murat Hamamı) Mahmut Çelebi Caminin yanında yer alıyor.
Meydan Hamamı:1.Murat Hamamı olarak da biliniyor.
Rüstem Paşa Hanı: Bugün kalıntı halinde.
İznik ziyaretinden dönerken ne alalım derseniz, öncelikle harika İznik çinilerini öneriyoruz. Bunun yanı sıra, Derbent Köyü’ndeki el dokuması kilimleri, Sansarak Köyü’nde el emeği ile dokunmuş olan ipek halıları ve Müşküle Köyü’ndeki iğne oyası ile bezenmiş yazmaları, tülbentleri, takıları bir görün deriz. Unutmadan, çarşamba günleri Konak Çarşısı ve Köylü Pazarı da ilginizi çekebilir.
Göl kıyısındaki kadim şehir İznik, Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’ dan Osmanlı’ya uzanan medeniyetlerin izlerini aynı mekânda buluşturan, geçmiş ile bugünü sessizce yaşayan ender kentlerden biri.
Şehri gezerken, zamanı katmanlar hâlinde okuyacak, tarih, inanç ve kültürün İznik’i nasıl şekillendirdiğine heyecanla tanık olacaksınız.

A City That Has Left Deep Traces in the Collective Memory of Humanity:
İznik
İznik is a unique city that has brought together the political, religious, and cultural legacies of different civilizations in the same geographical space from antiquity to the present day.
The structure shaped by the councils in early Christian history gained a new social and administrative context with the settlement of the Turks in Anatolia; during the Ottoman period, it transformed into a lasting civilizational form through architecture, art, and urban planning. In this respect, İznik can be described as a historical laboratory.
The origins of the city date back to around 2500 BC. Traces of ancient civilizations have been found in the nearby mounds of Karadin, Çakırca, Çiçekli, and Yöğücek.
In 316 BC, the city was rebuilt by Antigonus Monophthalmus, one of the generals of Alexander the Great.
Located immediately east of Lake İznik, the city has witnessed significant events throughout history.
One of these took place in the summer of AD 325.
The First Ecumenical Council convened in the Senate Palace with the participation of Emperor Constantine. Two fundamental views confronted one another during this assembly. Arius, a cleric from Alexandria, argued that Jesus Christ was not divine but merely human. This view was strongly opposed by the bishops. Following intense debates, the belief that “Jesus Christ is the Son of God,” which is accepted by the Christian world today, was formally adopted.
Having hosted both the First and the Seventh Ecumenical Councils, İznik is today regarded by Christians as the third holy city after Jerusalem and the Vatican.
In 1075, Kutalmışoğlu Süleyman Shah captured the city—then known as Nicaea—from the Byzantines and made it the capital of the Seljuk State in 1080. He renamed the city İznik, meaning “the trace of Nicaea.” However, in later years, Crusader forces seized İznik and returned it to Byzantine control.
İznik is the only settlement in Anatolia that had the privilege of serving as the capital of four major civilizations: Bithynia, Byzantium, the Anatolian Seljuks, and the Ottomans.
In 1331, the city was conquered by Orhan Bey and declared the Ottoman capital. Thus, after 234 years, İznik once again came under Turkish rule.
During the Ottoman period—especially under Sultan Murad II and the Çandarlı dynasty—the city was extensively developed and equipped with mosques, inns, baths, and madrasas. The first Ottoman madrasa (Orhan Madrasa) was established in İznik, attracting prominent scholars and artists of the era. Many poets and intellectuals were educated here, and the city came to be known as the “Cradle of Scholars.”
Evliya Çelebi described İznik as “the Tile City of Anatolia.”
He wrote the following about the city:
“Its ceramic bowls, plates, and ewers are renowned. Since all the ornamented, tiled structures in the Ottoman lands were produced in this city of İznik, it is called the ‘China of Rum.’ Tiles with magical chameleon-like patterns are crafted here—so exquisite that words fall short of describing them.”
Because the tiles produced here differed from all others in the world in terms of technique, patterns, and colors, their fame spread beyond the borders of the Ottoman Empire. İznik tiles were sent to Jerusalem and, via trade routes, to the ports of Genoa, Venice, and Dubrovnik, and from there to the interior of Europe.
By the end of the 16th century, however, İznik began to lose its former splendor. Many prominent families migrated to Istanbul, and the city was largely abandoned to its fate.
Today, the remains of Roman monuments, Byzantine churches, Seljuk craftsmanship, and the elegant yet powerful traces of the Ottoman era coexist side by side in İznik, forming an archaeological and ethnographic unity.
In other words, visitors to this ancient city are welcomed by historical monuments from different periods and civilizations:
Hagia Sophia Mosque: Originally the Hagia Sophia Church from the Byzantine period. After Orhan Gazi conquered İznik in 1331, it was converted into the Orhan Gazi Mosque. Following earthquakes and fires in the 16th century, it was restored by Mimar Sinan. Known as the site of the Seventh Ecumenical Council, the building is located in the city center.
Hacı Özbek Mosque: The first Ottoman mosque built in the city, constructed in 1333.
Koimesis Church: Built in the 8th century by Bishop Hyakinthos, the church was destroyed in the 1065 earthquake. Its icons and mosaics were renewed in 1807.
Ayatrifon Church: Its plan resembles that of the Chora Church in Istanbul. It is believed to have been built in the 13th century in honor of Saint Tryphon and is located on the road leading to the Yenişehir Gate.
Green Mosque (Yeşil Cami): Named after its green-tiled and brick minaret. Construction began in 1378 under Çandarlı Hayreddin Pasha and was completed in 1391 by his son Ali Pasha. The minaret is adorned with blue and green tiles and represents a fine example of early Ottoman art.
İznik Museum (Nilüfer Hatun Imaret): Built in 1388 by Sultan Murad I in memory of his mother, Nilüfer Hatun. It once served meals to the poor daily. Converted into a museum in 1960, it houses artifacts from the Ilıpınar excavations, İznik tile kilns, and surrounding areas. Roman, Byzantine, and Ottoman artifacts are displayed in its garden.
The Basilica: Located approximately 20 meters offshore in Lake İznik. It is believed to be the site where the First Ecumenical Council convened, where the versions of the Gospel were reduced to four (Matthew, Mark, Luke, and John), and where the belief in Jesus Christ as the Son of God was affirmed. The structure, also referred to as the Senate Palace, covers an area of about 600 square meters and is one of the early Christian churches.
İznik City Walls: With a length of 4,970 meters, İznik possesses the longest city walls in Anatolia after Diyarbakır and Istanbul. Construction began in the 4th century BC during the Bithynian period and was expanded during Roman and Byzantine times. The walls reach heights of 10–13 meters and originally had four gates: Istanbul, Lefke, Lake, and Yenişehir Gates—though the Lake Gate no longer survives.
The Theatre: Built during the reign of Emperor Trajan. In the 13th century, it was used as a mass burial site. Excavations revealed a church, a palace, and Ottoman ceramic workshops and tile kilns within the theatre area. Only part of the seating section remains standing today.
Böcek Ayazma: Located near the Koimesis Church, this sacred spring dates back to the 5th century and remains well preserved. It is covered by a dome and is thought to have been part of the Monastery of Hyakinthos.
Berber Kaya: A monumental tomb carved from a single rock, believed to belong to King Prusias II of Bithynia, founder and namesake of Bursa. Additional graves are located on its floor. Berber Kaya lies at the foot of a hill east of İznik.
Dört Tepeler Tumulus: Situated within the Elbeyli Municipal Cemetery, the tumulus contains two monumental tombs. One lies by the roadside, while the other features a Roman-era white marble burial chamber with a roughly stone- and wood-covered entrance.
Mausoleums: Numerous tombs can be found throughout İznik. Notable examples include the Mausoleums of Eşref-i Rumi, Kırgızlar, Çandarlı Hayreddin Pasha, Sarı Saltuk, Huysuzlar, Ahiveyn Sultan, Abdülvahap Sancaktarı, Yakub Çelebi Lodge and Tomb, and Sheikh Kutbettin Mosque and Tomb.
Inns and Baths: No visit to İznik is complete without exploring its inns and baths, such as İsmail Bey Bath, Hacı Hamza Bath (Murad II Bath), Meydan Bath (also known as Murad I Bath), and the remains of Rüstem Pasha Inn.
When leaving İznik, the first souvenirs to consider are its famous tiles. Additionally, visitors may wish to explore handwoven rugs from Derbent Village, silk carpets woven by hand in Sansarak Village, and needle-lace embroidered scarves, shawls, and jewelry from Müşküle Village. The Konak Bazaar and the Farmers’ Market, held on Wednesdays, are also worth visiting.
Nestled on the shores of its lake, the ancient city of İznik is one of the rare places where the legacies of Rome, Byzantium, the Seljuks, and the Ottomans coexist in the same space—quietly bridging past and present.
As you wander through the city, you will read time in layers and witness with fascination how history, faith, and culture have shaped İznik.









