Anadolu’da bir güneş; Hacı Bektaş-ı Veli
Anadolu’da bir güneş; Hacı Bektaş-ı Veli
Allah’ın Velilerinden…
Bu topraklarda “Veli” olduğu açıkça bilinen üç büyük Allah dostu yaşamış;
Hacı Bektaş-ı Veli,
Hacı Bayram-ı Veli,
Hacı Şaban-ı Veli
Üçü de Anadolu’muzun manevi gücünün kaynağı, Anadolu’nun koruyucuları…
Hacı Bektaş-ı Veli, Ahmet Yesevi Ocağından geliyor…Yesevi’nin Horasan’dan
Anadolu’ya, gönüllere şifa olsun diye gönderdiği büyük insan.
Hayatı hakkındaki bilgilerimiz çok az, gerçek kimliği ile ilgili tarihi bilgi yok. Olanlar ise menkıbelerden ibaret.
Yaşadığı zaman çiçek bahçesi gibi; Allah’ın bazı diğer güzel kulları onunla aynı zamanda yaşamış;
Yunus, Hacı Bektaş-ı Veli zamanında çocuk yaşta.
Mevlâna Celaleddin-i Rumi ile hemen hemen aynı yıllarda yaşıyor.
Vefatı sırasında Hacı Bayram-ı Veli henüz 12-13 yaşlarında.
O zamanlar, Anadolu’da huzursuzluk ve kargaşa hâkim.
Kendisi, bu buhran içinde Türklerin gelenek ve göreneğini, dilini ve o tertemiz Allah inancını kurtaran ve yoğuran kişi olmuş.
Hacı Bektaş-ı Veli, bugün halen İran sınırları içerisinde yer alan, Horasan bölgesinin önemli şehirlerinden biri olan Nişabur’da doğmuş.
Kırk yıl Allah yolunda hizmet ve çile ile meşgul olan Hacı Bektaş-ı Veli, çocukluğunda dahi kerametlerde bulunmuş.
İlk eğitimlerini Nişabur’da almış, orada zamanın ilimlerini öğrenmiş.
Manevi hocası derin bir mürşid olan Lokman-ı Perende.
Selçuklular zamanında yaşamış.
Evlenmemiş.
Görenler, bilenler onu şöyle resmediyor:
Uzun boylu, siyah uzun saçlı, gözleri siyah, elmacık kemikleri çıkık, sakal
bırakmamış, şişman değil…
Hacı Bektaş-ı Veli, bütün ömrü boyunca insanlara Hak’kın emirlerini anlatmış.
“İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diyerek ilmin önemini vurgulamış,
inancı hurafelerden ayırmanın gereği üzerinde durmuş ve eklemiş; “Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu”…
“Eline, beline, diline sahip ol” diyerek aslında erkeğe hitap etmiş.
Kadını ziynet ve Allah’ın verdiği nimet olarak kabul eden bu dinin mensubu olarak “kadınları okutunuz” demiş.
O, İslamiyetin prensiplerini herkesin anlayacağı temiz bir lisan ile bizlere anlatmış;
– Arifler hem arıdır hem arıtıcı.
– Zahidin ibadeti, aslını bilmeden iş yapmasıdır. Arifin tefekkürü, Allah’ın ilahi sanatına bakarak iş yapmasıdır. Muhibbin yalvarıp yakarması ise, sevgiyle muamele etmesidir.
– Nebiler, veliler insanlığa Allah’ın hediyesidir.
– İyiyi ve kötüyü seçen akıldır.
– Bir olalım, iri olalım, diri olalım.
– Gönül, âlemin mutlak padişahı olan Tanrı’nın nazargâhıdır. Gönül ile Allah arasında perde yoktur.
– Gönül büyük bir şehirdir. Noksan sıfatlardan uzak olan yüce Tanrı, arşa değin neyi yarattı ise o şehirde vardır, o şehre sığar.
– Kibrin kaynağı şeytan, alçak gönüllülüğün ise Rahman’dır.
– Yüce Allah, Âdem’i altmış türlü topraktan yarattı. Şayet bir topraktan yaratsa idi insanların hepsi aynı surette olurdu. Birbirini tanımazlardı.
– Büyük düşman odur ki: ilki nefsani istek ve arzulardır. İkinci kibir ve sapıklıktır. Üçüncü hilekârlık ve yalancılıktır.
– Aklın birinci koruması, sabırdır. Aklın ikinci koruması, utanmaktır. Aklın üçüncü koruması, kanaattir.
– Nefis ise şeytanın vekilidir. Komutanları ise, kibir, haset, buhl (cimrilik),
açgözlülük, öfke, kahkaha ve maskaralıktır.
– İnsanı üç karanlıktan yarattı. Yine üç nesne ile aydın kıldı. İlk önce, akıl
nûruyla, ikinci olarak ilim nûruyla, üçüncü olarak marifet nûruyla aydın kıldı.
– Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
– İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir.
– Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
-Şimdi kim bu sözleri anlamadı, kendini dahi bilmedi. Her ne kadar insan
sûretinde olsa da insan mertebesinde değildir. Henüz endişeleri ve malları çokluğu içinde boğulmuşlardır. Hayvanlar gibidirler.
– Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.
– Yalancılığın isteği, çekiştirme, kahkaha ve maskaralık; kendi ayıbını görmeyip, başkalarının ayıbını gözlemektir.
– Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
Hacı Bektaş-ı-ı Veli hakkında anlatılanlar bizler için olağanüstü görünse de unutulmaması gereken bir şey var. O Allah’ın “Veli” kulu…
Allah’ı dost edinenler için imkânsız yok:
Hacı Bektaş-ı Veli hakka yürüdüğünde at üzerinde yüzünde peçe olan bir kişi geliyor.
Bu peçeli zat, Veli’nin cenazesini yıkıyor, kefenleyip toprağa veriyor. Defin işlemi
bitince atına binip uzaklaşmak üzereyken Hacı Bektaş-ı Veli’ye yıllar boyu hizmet
etmiş olan Sarı İsmail onu durduruyor ve:
-Yıkadığın, namazını kıldırdığın kişinin hakkı için kimsin? Yüzünü aç, görelim, diyor.
O esnada atın üzerindeki kişi peçesini kaldırıyor. Bir de bakıyorlar ki peçeli atlı
aslında Hacı Bektaş-ı Veli’nin ta kendisi. Hacı Bektaş-ı Veli:
– Er, ona derler ki kendi cenazesini yıkar, namazını kıldırır, defneder.
diyerek yüzünü tekrar örterek dörtnala uzaklaşıp gözden yitiyor.
Dedik ya Allah’ın Velileri için sınır yok.
Allah’ın dostlarını anlamak için kalbi devreye sokmak gerek.
Tarihi kaynaklarda Hacı Bektaş-ı Veli’nin yazdığı eserler hakkında çok fazla net bilgi yok. Yine de bazı eserler Hacı Bektaş-ı Veli’ye atfedilmekte:
Ülkemizin önde gelen sosyolog, Türkolog ve edebiyatçılarından olan Fuad Köprülü, Hacı Bektaş-ı Veli’nin eserleri olarak “Fatiha Tefsiri”, “Malakat” ve bir de farisi eserinden bahseder.
Malakat isimli eser, Hacı Bektaş-ı Veli’nin elimizde olan en tanınan eseridir. Tasavvufi bir eser olan Malakat, Arapçadır.
O’na ait olduğu düşünülen diğer eserler ise;
-Besmele Şerhi: 57 sayfa olan bu eserde besmelenin her işte söylenmesinin faydaları ve büyüklüğü anlatılır.
-Fatiha Sûresi Tefsiri.
-Kitâbü’l-Fevâ’id: Ahmet Yesevi’ye ait Divan-ı Hikmet misal alınarak Farsça yazılmıştır. Eser, üçüncü kişi ağzından hikaye edilmiştir.
-Hacı Bektaş’ın Nasihatleri.
-Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye
Hacı Bektaş Velî’nin türbesi, Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi Bâla Mahallesi, Kayseri Caddesi üzerinde yer alıyor.
Türbesinin bahçesinde tohumu Horasan’dan gelmiş olan bir ağaç var. Kara dut ağacı. Asırlar boyunca her sene meyve verir.
Hacı Bektaş-ı Veli, “ Bu ağaç dut verdikçe bilesiniz Anadolu bizimdir…”demiş.
Allah’ın veli kulu Hacı Bektaş-ı Veli’ yi anlatmaya çalıştığımız bu yazının son sözü de bu olsun.
Kalın sağlıcakla…
A Sun in Anatolia: Hacı Bektaş-ı Veli
One of the Friends of God…
Three great saints, whose closeness to God is openly acknowledged, have lived on these lands:
Hacı Bektaş-ı Veli,
Hacı Bayram-ı Veli,
Hacı Şaban-ı Veli.
All three are sources of Anatolia’s spiritual power—its protectors and guardians.
Hacı Bektaş-ı Veli comes from the lineage of Ahmet Yesevi…
A great soul sent by Yesevi from Khorasan to Anatolia to bring healing to hearts.
We have very limited information about his life; there are no concrete historical records concerning his true identity. What exists are legends and sacred narratives.
He lived in a time that bloomed like a garden of spiritual flowers; other beloved servants of God walked the earth alongside him:
Yunus Emre was a child during Hacı Bektaş-ı Veli’s lifetime.
He lived in nearly the same years as Mevlana Jalaluddin Rumi.
At the time of his death, Hacı Bayram-ı Veli was still only 12 or 13 years old.
In those days, Anatolia was in turmoil and unrest.
In the midst of this crisis, Hacı Bektaş-ı Veli became the one who preserved and shaped the Turkish people’s traditions, language, and their pure faith in God.
He was born in Nishapur, one of the important cities of the Khorasan region, which is located within present-day Iran.
Hacı Bektaş-ı Veli devoted forty years of his life to service and spiritual striving on the path of God. Even in his childhood, he is said to have shown signs of divine grace.
He received his early education in Nishapur, where he studied the sciences of the time.
His spiritual teacher was the profound guide Lokman-i Perende.
He lived during the Seljuk period.
He never married.
Those who saw him describe him as tall, with long black hair, black eyes, prominent cheekbones, beardless, and of average build—not overweight.
Throughout his life, Hacı Bektaş-ı Veli preached the commands of the Divine to the people.
By saying, “The path that does not pass through knowledge ends in darkness,” he emphasized the importance of knowledge,
advocated for separating faith from superstition, and added:
“Blessed are those who bring light to the darkness of thought.”
With the phrase “Control your hands, your loins, and your tongue,” he addressed men in particular.
As a follower of a religion that sees women as adornments and blessings from God, he also said, “Educate your daughters.”
He conveyed the principles of Islam to us in a pure, understandable language:
- The wise are both pure and purifying.
- The ascetic worships without understanding the essence. The wise one reflects, and acts by contemplating God’s divine artistry. The lover prays and supplicates with affection.
- Prophets and saints are gifts from God to humanity.
- It is the intellect that discerns between good and evil.
- Let us be united, strong, and lively.
- The heart is the gaze of God, the absolute sovereign of the universe. There is no veil between the heart and God.
- The heart is a vast city. Everything the exalted God—who is beyond all imperfection—has created up to the Throne fits within that city.
- Pride stems from Satan; humility from the Merciful.
- God created Adam from sixty types of soil. Had He used just one, all humans would be the same and unable to recognize one another.
- The greatest enemies are: first, selfish desires; second, arrogance and deviation; third, deceit and falsehood.
- The first guardian of the intellect is patience. The second is modesty. The third is contentment.
- The ego is Satan’s deputy. Its commanders are pride, envy, miserliness, greed, anger, loud laughter, and mockery.
- God created man from three kinds of darkness, and enlightened him with three things: the light of intellect, the light of knowledge, and the light of spiritual insight.
- The first station of those who seek spiritual knowledge is good manners.
- A person’s beauty lies in the beauty of their words.
- Never mock any nation or individual.
- Now, whoever fails to understand these words has not yet known even themselves. Though they walk in human form, they are not yet at the level of true humanity. They are drowned in worries and the illusion of possessions. They are like animals.
- Do not forget that even your enemy is a human being.
- The desire of a liar is to gossip, laugh mockingly, and ridicule others—while ignoring their own faults and watching others’.
- Never impose on others what burdens your own soul.
Though what is told of Hacı Bektaş-ı Veli may sound extraordinary to us, one thing must not be forgotten: he is a Wali of God—a friend of the Divine.
For those who walk with God, nothing is impossible.
When Hacı Bektaş-ı Veli passed away, a figure on horseback appeared—his face veiled.
This mysterious rider washed his body, performed his funeral prayer, and buried him.
Just as the burial was completed and the rider was about to depart, Sarı İsmail—who had served Hacı Bektaş-ı Veli for many years—called out:
“In the name of the one whose funeral you have washed and prayed upon—who are you? Show your face so we may know you.”
At that moment, the rider lifted the veil from his face—and behold, it was Hacı Bektaş-ı Veli himself.
He spoke:
“A true saint is one who can wash his own body, pray over it, and bury himself.”
Then he veiled himself once more, spurred his horse into a gallop, and vanished from sight.
As we said—there are no limits for the friends of God.
To understand them, one must engage the heart.
Historical sources offer little certainty about the works of Hacı Bektaş-ı Veli.
Still, several texts are attributed to him.
One of Turkey’s leading sociologists, Turkologists, and literary scholars, Fuad Köprülü, identifies the following as Hacı Bektaş-ı Veli’s works:
“Tafsir of al-Fatiha,” “Malakat,” and a Persian treatise.
Among these, Malakat is the most well-known and accessible.
A Sufi text written in Arabic, Malakat is a spiritual work.
Other works attributed to him include:
- Sharh al-Basmala (Commentary on “In the name of God”): a 57-page work describing the virtues and significance of beginning every action with God’s name.
- Tafsir of Surah al-Fatiha.
- Kitāb al-Fawā’id: Written in Persian, inspired by Ahmet Yesevi’s Divan-i Hikmet, narrated in the third person.
- The Counsels of Hacı Bektaş.
- Maqālāt-i Ghaybiyya wa Kalimāt-i ‘Ayniyya.
The tomb of Hacı Bektaş-ı Veli is located in the town of Hacıbektaş in the province of Nevşehir, in the Bâla neighborhood on Kayseri Street.
In the garden of his tomb stands a tree whose seed came from Khorasan—a black mulberry tree.
It bears fruit every year, century after century.
Hacı Bektaş-ı Veli once said:
“So long as this tree bears fruit, know that Anatolia belongs to us…”
Let these words be the final lines of this humble attempt to describe the friend of God, Hacı Bektaş-ı Veli.
May peace and health be upon you…
Elif OVAR









