PERGAMON

Yıllar önce dünyanın yedi harikasından birinin bizim ülkemizde olduğunu öğrendiğimde çocuk aklımla pek bir sevinmiştim.

Bergama’daki Zeus Sunağı…

Bu harikanın, parça parça sökülüp, Almanya’daki  bir müzeye götürülüp, orada tekrar kurulduğunu, sergilendiğini duyunca bir o kadar üzülmüştüm.

İzmir’in Bergama ilçesinde tüm ovayı gören yüksek bir tepenin üzerine kurulu Bergama Antik Kentinin bir yanı ormana, ağaçlara, diğer yanı boşluğa bakan kıvrımlı dar yollarında ilerlerken, bu duygu yine gelip içime oturuyor.

Yol biraz sorunlu olduğu için, yeni kentten eskisine teleferik yapılmış. Biz karavanla çıkmayı tercih ediyoruz ama teleferik yolculuğu da oldukça eğlenceli görünüyor.

Antik Kenti ücretli ya da Müze Kartınızla ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz.

Müze Kartınız yoksa hemen orada, girişte çıkarttırıp kullanmanız mümkün.

Bergama Antik Kenti

Bergama Antik kenti (Pergamon) geniş bir alana yayılmış.

Gezmek için biraz zaman ayırmanız gerekiyor.

Sabahın serin saatleri ve öğleden sonra sıcak biraz geçince gezmek daha keyifli.

Yanınıza su almanızı, şapka takmanızı da öneririm.

Gezi sırasında en merak ettiğim yerlerin başında Zeus Sunağının yeri geliyor.

Zeus Sunağının boşalan alanı mahzunca duruyor, gelip gidenleri ağırlıyor. İçindeki eserlerin başka bir ülkede sergileniyor olması insanı üzüyor. Elden bir şey de gelmiyor.

M.Ö 1000’li yıllarda başlayan Bergama uygarlığının sessiz ama çok şey anlatan sokaklarını bir saat boyunca adımlıyoruz.

UNESCO Dünya Miras Listesinde yer alan antik kent, döneminin en önemli merkezlerinden biriymiş.

İsmini söylence kahramanı Pergamos’tan alan kent, eski çağlarda Misya bölgesinin önemli merkezlerinden biriymiş. M.Ö 282-133 arasında da Pergamon Krallığının başkentiymiş.

İçerisinde, saray, tapınak, tiyatrosu bulunan, surlarla çevrili zamanının güçlü kenti; uzun bir süre Pergamon Krallığının başkenti olarak kalmış…

Bergama Antik Tiyatrosu

Bergama Antik Kenti’nin en görkemli yapısı tiyatrosu…

Tepenin yamacına kurulmuş, en dik antik tiyatrolardan birini görüp de etkilenmemek elde değil…

Helenistik Dönemin en güzel mimari eserlerinden biri olan Bergama Antik Tiyatrosu, zamana karşı dimdik ayakta duruyor.

Uzaktan bakıldığında bir yelpazeyi andırıyor.

10.000 kişilik bu Pergamon Antik Tiyatrosunun basamaklarını adımlayan herkes gibi biz de burada sergilenen oyunları, olayları ve insanları düşünmekten geri durmuyoruz.

Bergama Antik Kentinin sokaklarını, Tiyatrosunu adım adım dolaştıktan sonra dönüş yolundan kıvrılarak yeni Bergama’ya iniyoruz. Ege’nin diğer parlak turistik beldelerine göre, Bergama çok mütevazi, biraz da ihmal edilmiş geliyor bize.

İçinde civardan çıkarılan buluntuların sergilendiği güzel bir müzesi var. Küçük bir çarşısı, yemek yiyeceğiniz mekânları…

Açlığımızı bastırmak için bunlardan birine giriyoruz. Bir Ege kasabasında, Erzurum döneri ancak bu kadar lezzetli yapılabilirdi.

Tadı damağımızda kalıyor, buz gibi yayık ayranıyla serinliyoruz.

Bergama Müzesi

Yemekten sonra yeni şehrin içinde yer alan, antik şehirden çıkarılan eserlerin sergilendiği Bergama Müzesi’ni geziyoruz.

Bergama Müzesi 1936 yılında kurulmuş. Zaman içinde bölgeden çıkarılan eserler yerleştirilmiş.

Bergama’da, akropolde yapılan kazılardan çıkarılan eserlerin sergilendiği müze, mutlaka gezilmesi gereken yerler arasında.

Heykeller, mozaikler, döneme ait kullanılan eşyalar ilgi çekici…

Asklepion

Müzenin biraz arkasında Antik dünyanın en önemli sağlık merkezlerinden birinin kalıntıları olduğunu öğreniyoruz.

Asklepion’u görmeden gitmek istemiyoruz.

Bir zamanlar  civardaki hastaların deva bulmak için geldikleri bu yer, bize huzurlu geliyor. Hafif bir rüzgâr, içindeki incir ve zeytin ağaçlarının yeşili, serinliği içinde geziyoruz.

Şifa dağıtan insanların, deva arayan hastaların izini sürüyoruz.

Bir adı da Pergamon olan bu kentin, eczacılığın babası sayılan ünlü hekim Galenos’un da memleketi olduğunu öğreniyoruz.

Ağaç yapraklarının hışırtısının yanı sıra, sanki geçmişten kulağıma şırıl şırıl bir su sesi geliyor…

Bir zamanlar buradan şifalı sular akarmış. Hastalar su sesiyle, müzikle, çeşitli tedavi yöntemleriyle tedavi edilirlermiş.

İçinde antik tiyatrosu da olan Asklepion, gezdiğim en huzurlu antik kentlerden biri…

Bergama’dan ayrılırken bir kez daha topraklarımızın her yönden bu denli  bereketli olmasına hayranlık duyuyorum.

Elimizden giden kültürel miraslarımız bir kez daha içimi acıtıyor.

“Keşke” diyorum, “keşke daha çok sahip çıkabilseydik bu berekete, güzelliklere…

DİLEK TUNA MEMİŞOĞLU

Karavan Gezi Yazılarım

 

ANCIENT CITY OF BERGAMA

PERGAMON

Years ago, when I learned that one of the seven wonders of the world was in our country, I was very happy as a child.

The Altar of Zeus in Bergama…

I was so upset when I heard that this wonder was dismantled piece by piece, taken to a museum in Germany, where it was rebuilt and exhibited.

This feeling comes back to me as I walk along the narrow, winding roads of the ancient city of Bergama, which is built on a high hill overlooking the whole plain in the Bergama district of Izmir, with one side facing the forest, the trees and the other the void.

Since the road is a bit problematic, a cable car was built from the new city to the old one. We prefer to go out by caravan, but the cable car ride seems pretty fun too.

You can visit the Ancient City for a fee or free with your Museum Card.

If you do not have a Museum Card, it is possible to get one and use it right there, at the entrance.

Ancient City of Bergama

The ancient city of Bergama (Pergamon) is spread over a wide area.

You need to take some time to travel.

It is more enjoyable to walk around in the cool hours of the morning and when the heat in the afternoon passes.

I suggest you take water with you and wear a hat.

The Zeus Altar is one of the places that I am most curious about during the trip.

The empty space of the Altar of Zeus stands sadly, welcoming those who come and go. It is sad that the works in it are exhibited in another country. Unfortunately, nothing comes out of hand.

We walk for an hour through the quiet but telling streets of the Pergamon civilization, which started in the 1000s BC.

The ancient city, which is on the UNESCO World Heritage List, was one of the most important centers of its time.

The city, named after the mythical hero Pergamos, was one of the important centers of the Misya region in ancient times. It was the capital of the Pergamon Kingdom between 282-133 BC.

The powerful city of its time, surrounded by walls, with a palace, a temple and a theater; It remained the capital of the Pergamon Kingdom for a long time…

Bergama Ancient Theater

The most magnificent structure of the Bergama Ancient City is the theater…

It is impossible not to be impressed by seeing one of the steepest ancient theaters built on the slope of the hill…

Pergamon Antique Theater, one of the most beautiful architectural works of the Hellenistic Period, stands tall against time.

From a distance, it resembles a fan.

Like everyone who steps on the steps of this 10,000-seat Pergamon Ancient Theatre, we do not hesitate to think about the plays, events and people exhibited here.

After wandering the streets and theater of the Ancient City of Bergama step by step, we wind down on the way back to the new Bergama. Compared to other bright Aegean touristic resorts, Bergama seems very modest and somewhat neglected to us.

It has a nice museum in which the finds from the surrounding area are exhibited. A small bazaar, places to eat…

We indulge in one of these to quell our hunger. In an Aegean town, Erzurum doner kebab could only be made so deliciously.

The taste stays on our palate, we cool off with ice-cold ayran.

Pergamon Museum

After dinner, we visit the Pergamon Museum, which is located in the new city and exhibits the artifacts unearthed from the ancient city.

Pergamon Museum was established in 1936. Artifacts unearthed from the region over time were placed.

The museum, where artifacts unearthed from the excavations in the acropolis in Bergama are exhibited, is among the places that must be visited.

Sculptures, mosaics, items from the period are really interesting…

Asklepion

A little behind the museum, we learn that there are the remains of one of the most important health centers of the ancient world.

We do not want to leave without seeing Asklepion.

This place, where the patients in the region once came to find a cure, seems peaceful to us. We are walking around in a light wind, the green and coolness of the fig and olive trees.

We are tracking the people who are providing healing, the patients who are looking for the cure.

We learn that this city, also known as Pergamon, is also the hometown of the famous physician Galenos, who is considered the father of pharmacy.

Along with the rustling of tree leaves, I hear a whistling sound of water from the past…

Once upon a time, healing waters flowed here. Patients were treated with the sound of water, music and various treatment methods.

Asklepion, which also has an ancient theater inside, is one of the most peaceful ancient cities I have visited…

As I leave Bergama, I am once again amazed at how fertile our lands are in every way.

Our lost cultural heritage hurts my heart once again.

“I wish” I say, “I wish we could protect this abundance and beauty…

DİLEK TUNA MEMİŞOĞLU

My Caravan Travel Articles