BLOG

Yüzük ve Ötesi

Yüzük ve Ötesi

Tarih yazı ile başlar. Yazıyı ilk bulanlar ve kullananlar ise Sümerler’dir.

Mezopotamya’nın güneyinde, Fırat ve Dicle nehirleri arasında insanlık tarihinin ilk ve en zengin uygarlığını kuran Sümerler’in İÖ. 3000 yıllarında yazıyı buldukları kabul edilir.Sümer dili ve Sümer yazısı Sümerler dışında 3000 yıla yakın bir süre Akkad, Assur, Babil, Pers, Hitit, Urartu gibi birçok toplum tarafından kullanılmış, ayrıca Fenike yazısına öncülük etmiştir. Sümer yazısı bir tür çivi yazısıdır. Güneşte veya fırınlarda kurutulmuş kil tabletler üzerine yazılır. Tarihin ilk kitabları bu tabletlerin çoğaltılıp, bir araya getirilmesi ile oluşturulmuştur.

Sümerler düşünmeye, araştırıp incelemeye düşkün, meraklı insanlardır. Yazı ve kitap dışında birçok buluş onlara aittir. İlk okulları, ilk meclisleri, ilk gözlemevlerini kuranlar onlardır. İlk yasaları onlar yapmış, gök cisimlerinin hareketlerini incelemiş, matematik, takvim, tıp, tarım, edebiyat, büyü ve fal konularında eserler bırakmışlardır. Sümer toplumunda mimar ve mühendislerin önemli ve değerli yerleri vardır. Çünkü kuzeydeki Anadolu’dan güney doğudaki Basra Körfezine kadar uzanan Sümer Ülkesi’nde yaşam Dicle ve Fırat sularına bağlıdır.

Bataklıkları kurutmak, sel ve su baskınlarına karşı önlem almak, kanal-kanalet ve su yolları oluşturmak, yerleşim yerleri ve tarım alanları açmak için çok sayıda mimar ve mühendise ihtiyaç vardır. İlk şehir devletlerinin kurucuları Sümerlerdir. Her Sümer şehri ovadaki nisbeten yüksek bir tepeye kurulur. En tepeye tapınak yapılır. Bu tapınaklar zamanla yükseltilerek gökyüzünün gözlendiği gözlemevlerine dönüştürülmüş ve ziggurat adı verilmiştir.

Tapınağın biraz altında kral sarayı, meclis yönetim ve denetim binaları, erzak depoları, asker konutları yer alır. Şehir, surla çevrilir, arazi uygunsa surun dışına içi su dolu hendekler açılır. Sümer şehirleri ve kent krallıkları yüzlerce, binlerce yıl boyunca Mezopotamya dışında da örnek ve model alınmıştır. “Erken Hanedanlar” dönemi denilen başlangıç döneminde Sümer Ülkesi’nde 18 şehir ile her şehre bağlı kasaba ve köyler vardır. Şehir kırallıklarının en önemlileri Nippur, Ur, Urak, Kiş, Larsa, Eridu ve Mari’dir. Daha sonra bu şehirlere Babil eklenir. Başlangıçta şehir devletleri arasında iyi ilişkiler ve yardımlaşma vardır. Verimli topraklardan iyi ürün alınmakta, hayvancılık, balıkçılık, taşımacılık ve ticaret yapılmaktadır. İnşaatlarda kullanılan kerpicin hammaddesi olan kil büyük sallar ve gemilerle komşu ülkelere satılmakta, Anadolu’dan ve İran’dan kereste, çeşitli taşlar, madenler getirilmektedir. Sümer topraklarından altın ve gümüş çıkarılması kent krallıkları iyice güçlendirip, zenginleştirir. Sümerliler gemi yapımında ilk kez zift kullanan insanlardır. Açık deniz yolculuklarına dayalı gemilerle Mezopotamya ile Afganistan arasında ticaret yapılmakta, Akdeniz limanlarına seferler düzenlenmektedir. Zenginlik ve kazanç hırsı bir süre sonra rekabete dönüşür.

Daha sonra da şehir krallıkları arasında kıskançlık ve çatışmalar başlar. Aynı ırktan gelen, aynı dili konuşan fakat ayrı krallıklarda yaşayan şehir halkları karışıklıklara neden olmaktadır. Üstelik, şehirler sürekli olarak göç almakta, batıdan ve güneyden çalışmaya gelen Samiler yüzünden şehir büyümüş, sınır ihlalleri artmıştır. Yetkililer önce her şehir devletinde yaşayanların farklı kılık kıyafet giymesi için uğraşırlar fakat bu proje işe yaramaz. Sonunda her şehir devletinde yaşayanların farklı bir yüzük takması kararlaştırılır.

Her şehrin ayrı bir tanrısı ve kralı vardır. Saray mensupları, Tapınak rahipleri, komutanlar ve zenginler zaten altın ve gümüş yüzükler takmaktadır. Yüzül Yasası ile her şehir halkı üstlerinde kendi şehirlerinin tanrısının veya kralının kabartma resmi bulunan yüzükler takar.