BLOG

Kına Gecesi

Kına Gecesi

Kına Ağacının ana yurdu Hindistan, Seylan, Pakistan ve Afganistan’dır. Zamanla Kuzey Afrika ülkelerinde de yetiştirilmiştir.

Kına ağacı ince dallı, beyaz kabuklu küçük bir ağaçtır. Beyaz, güzel kokulu çiçekler açan ağacın yaprakları kurutulup, kına yapmakta kullanılır. Yapraklar kurutulup, öğütülerek toz haline getirilir. Saf kına, kahverengine çalan kızıl bir renk verir. Kına tozuna ceviz, palmiye, incir yaprakları katılarak değişik renkler elde edilir. Kimi zaman kimyasallar da katılır.

Başlangıçta kına pamukları ve pamukluları kırmızıya boyamakta kullanılmıştır. Sonra, yünlere ve derilere kırmızı ve kahverengi renkle verilmiştir.

Kurbanlık ve hediye koçların sırtları kına kırmızısı boyanmıştır.

Kına saf ve temiz olduğu zaman suyla bulamaç haline getirilip, başa(saçlara) sürülür. Saçları ve saç diplerini etkileyip kaşıntıyı ve saç dökülmesini önler.

Kına Orta çağda saçları gürleştirme dışında saf zeytinyağına katılarak kanamaları ve yaraları tedavide kullanışmıştır. Açık yaralara kına karışımlı zeytinağı sürülmüş, iç kanamalarda günde iki kez içirilmiştir.

Kayıtlara göre kına karışımlı zeytinyağı solucan tedavisinde de kullanılmıştır.

 

KINA GECESİ

Orta Doğu’da özellikle, İslam Ülkelerinde nikah ve evlenme törenleri öncesi yapılan Kına Gece’si eski bir adet ve gelenektir.

Ancak bu adatin bazılarının sandığı gibi dinimizle bir ilgisi yoktur. Yine bazılarının bu adeti Peygamber Efendimiz’in başlattığı iddaları yersizdir.

Peygamber Efendimiz Müslümanları evlenmeye teşvik etmiş, şarkı söyleyip, dümbelek çalanları ziyaret edip, muhterem eşi ile izlemiştir.

İsraf, Arap dilinde harcamada sınırı aşma, aşırılık anlamına gelir.

Kur’an her konuda, her türde aşırılığa karşıdır. İsraf, kişiyi ve toplumu ahlaksızlık ve çöküşe götürür.

Yüce Rabbimiz Araf Suresinde ‘’ Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.’’

Müslüman elbette çalışıp-kazanacak ve dünya nimetlerinden yararlanacaktır fakat saçıp-savuşturmayacak aşırılağa gitmeyecektir.

Söz gelişi Kasas Suresi’nde ‘’Sonsuzluğunu da unutma, dünyadan nasibini de…’’ buyurur.

Dönelim Kına Gesini’ne. Örf ve adetlerimize göre bu eğlence kız ve erkek taraflarının durumları müsaitse yapılır. Yapılması şart değildir. Hatta, kız tarafının durumu iyi değilse erkek tarafı yüksünmeden kız tarafına maddi manevi destek olur.

Kına Gecesi örf ve adete göre düğün ve gerdekten bit gün(Bir gece) önce kız evinde yapılır. O gün damat tarafından bir veya birkaç kişi gümüş tepsiye kına, mumu şekerleme(çikolata) koyarak kız evine gelir. Gelin olacak kızın arkadaşları ve davetliler toplanmış, beklemektedir. Damat tarafından gelenler karşılanır, ağırlanır. Damat ve arkadaşları ortada yoktur. Onlar genellikle damat evinde eğlenirler.

Gelin evinde yemek yendikten sonra eğelence başlar. Sonra gelinin başına, saçlarına kına konur.

Töreni kız tarafından görgülü, bilgili bir hanım yönetir.

İstenirse başa kına yakma yemekten sonra değil, önce yapılır. Yemekten sonra gelinin arkadaşları şarkı-türkü söyler. Çalgı, çalmayı bilenler eşlik eder.

Eğlence faslından sonra esas kına yakma başlanır.

Tecrübeli bir hanım sulandırıp, hazırladığı kınayı gelin olacak kızın avuçlarına, parmak uçlarına ve ayağının sadece baş parmağına sürer ve sıvar. Üstünü tülbentle bağlar.

Kızın arkadaşlarından istekli olanlar da ellerine, parmaklarına kına sürerler. Hayırlı kısmet dilerler.

Kına yakma(sürme) sırasında gelin kızın arkadaşları acıklı şarkı ve türküler söylerek gelini ağlatmaya çalışırlar. ‘’Ağlamayan gelin hayra yorulmaz, anasını aramaz’’ derler.

Birçok yerde gelinin avucuna kına yakmaya başlamadan önce ağzı dualı yaşlı bir hanım evliliğin mutlu olması için sesli dua eder. Allah’ın yardımını ister. Elleri açık duaıy dinleyenler. ‘’Amin’’ deyip, iyi dilekte bulunurlar.