BLOG

Dünden Bugüne Korse

Dünden Bugüne Korse

Bugünlerde estetik operasyonlar sayesinde insan vücuduna doğal olmayan yollarla müdahale edilip günümüzün güzellik tanımına uygun yapay bedenler yaratılıyor. Yalnız şu da acı bir gerçek ki yeryüzünde insandan başka gövdesinin şeklini değiştirmeye çalışan başka bir canlı türü daha yok.

Bu yeni bir olgu değil. İnsan bedeninin maruz kaldığı sayısız değişimin örnekleri her çağda, her kültürde görülüyor. Özellikle de kadın bedeni üzerinde…

Modacılar, her dönem estetik gördükleri kadın bedenini moda objesi yaparak, “ideali budur” diye belirledikleri şekle sokmaya çalışmışlar. Yıllar boyu giysilerle birlikte beden formları da değişmiş. İdealize edilen kadın bedenine ancak bir yere kadar ulaşılabildiği için gövdeyi şekillendirmek amacıyla vücuda giyilen çeşitli aparatlardan yararlanılmış. Bunlardan biri de korse…

Yüzyıllar boyunca toplumda sosyal, siyasi ve ekonomik anlamda geri plana atılan kadınların, kendilerini ifade edebildikleri tek yol moda olmuş. Onları ince, güzel ve çekici gösteren korseler aracılığı ile daha da göz önüne çıkan kadınlar, kendilerine statü kazandıracak, dolayısı ile zenginlik içinde rahat bir yaşama kavuşturacak eş adayları bulmak arzusuyla korseyi uzun yıllar kullanmışlar.

Yalnız, korsenin bedeni belli bir şekile sokmanın ötesinde bir sakıncası var: bacaklar ve baş arasındaki kan dolaşımını durdurmak…O nedenle korseyi vücudu deforme eden bir işkence aracı olarak tanımlayanlar olmuş geçmişte.

1800’lü yılların Londra’sının anlatıldığı Brigerton isimli dizinin bazı bölümlerinde, aristokrat kadınların günün modası olan gösterişli kıyafetlerinin içine girmek için korseyi giyerken nasıl zorlandıkları ele alınmış. Birden fazla kişinin yardımı ile uzunca bir sürede giyilen korselerin vücutlarına açtıkları yaraları izlerken insan “iyi ki artık böyle bir moda yok” demekten kendini alamıyor.

Yine de şu bir gerçek ki kadınlar acı çekseler de, daha güzel görünmek için korseyi yüzyıllar boyu kullanmışlar.

Korse acaba ne zaman ortaya çıkmış?

Yapılan araştırmalarda korsenin geçmişinin Girit’te yaşayan Minos medeniyetine kadar uzandığı saptanmış. Ebeveynleri Minos’ta yaşayan çocukların bellerine kalınlaşmasını engellemek bir kemer takarlarmış. Yunanlı kadınlar da bellerini şekillendirmek ve göğüslerini dik göstermek için kıyafetlerinin dışına “zona” denilen sert bir kuşak sararlarmış. Minos medeniyetine ait, çömleklerdeki resimlerde erkek ve kadınların bellerini şekillendiren bir kayış kullandıkları açıkça görülüyor.

Ortaçağa baktığımızda kadınların vücut hatlarını göstermeyen, sade, tunik tarzında uzun giysiler giydiğini görüyoruz. Bu yıllarda kıyafetlerin belirli yerlerine bedeni şekillendirmek amacı ile bazı eklentiler koyulurdu.

1300’lü yıllara gelindiğinde beli daha ince göstermek için ana giysinin altına bandajlar sarmaya başlıyorlar. Bir sonraki yüzyılda ise kadınların, pirinç tellerle sertleştirilmiş dantelli korseler giymesi yaygınlaşıyor.

Ve 16. Yüzyıl… Korse resmi bir kararla dönemin modası oluyor...

Fransa kralı II. Henry’nin karısı, Catherine de’ Medici, acımasızca aldığı sıra dışı kararlarıyla ün salmış bir kraliçeydi. Mahkeme kararıyla kadınların kalın bele sahip olmasını yasaklayınca olan oldu. Korse giymek artık kaçınılmazdı. Böylece vücuda göre giysi seçmek yerini kıyafete göre vücuda şekil vermeye bıraktı. Sosyetik kadınlar bundan böyle canları ne isterse tıka basa yese de incecik ve çekici gözükebileceklerdi. Harikalar yaratan korseler, Fransız soylu kadınları arasında heyecanla karşılandı. Hızla yayıldı.

Dönemin korseleri, ön ya da arkadan dantelli, bağcıklı, ayrı bir iç çamaşırı şeklindeydi. Sert kapitone bir kumaşın içine yerleştirilen balina kemiği ya da kamış ile kurumuş sazdan oluşturulan korselerin işlevleri, göğüsleri düzleştirip yukarı iterek üst gövdeyi bir silindir şekline getirmekti.

Fransa’nın ardından önce İspanya sonra da İngiltere’de moda oldu korse. İngiltere’deki soylular, “Tudor Korse” adını verdikleri kadın ve erkekler için yapılan demir korseler kullanmaya başladı. İtalya ve Almanya’da ise daha ince bel ve daha kalın kalça moda oldu.

17.yüzyıl korse kullanımının daha da yaygınlaştığı bir dönem oldu.

Avrupa’da soylular arasında portre yaptırmak dönemin bir gereğiydi. İngiltere Kralı I. Charles’ın karısı Henrietta Maria tablolarını yaptırırken kendini geniş göğüs dekolteleri ile resmettirdi. O dönemde kraliçe ne yaparsa soylu kadınlar arasında moda haline geldiğinden, düşes ve kontesler göğüs dekolteli giysileri daha fazla diktirmeye başladılar. Bu statüydü onlar için. Korse bir kez daha yükselişe geçiyordu. Geniş göğüs dekolteli elbiseler için korseler vazgeçilmez olmuştu. Korselerin daha da dik durması için balina kemikleri kullanılır olmuştu. Elbiseler ağırlaşmıştı iyicene. Soylu kadınlar bu ağır elbiselerin altında zar zor hareket ediyordu. Üstelik korseyi bağlarken bile en az iki hizmetçinin yardımı gerekiyordu. Kısacası o dönemin soylu kadınları beğenilmek ve statü kazanmak uğruna bir hayli ter dökmek zorunda kalıyorlardı.

1830’lara kadar özellikle de kadınların giyimi abartılı ve hareketi kısıtlayıcı bir haldeydi. Korsenin biçimlendiriği ince bel, geniş kollar, yere kadar uzun, geniş etekleriyle kadınların hareketli etkinlikler içinde bulunması imkansızdı. Yine de soylu kadınların kendilerini halktan ayıran, ayrıcalıklı olduklarını vurgulayan bu giysileri giymesi daha uzun yıllar devam etti.

19. yüzyıl başlarında ipekten yapılan, yüksek belli, dökümlü giysiler moda oldu. Korseler fildişi, balina kemiği, çelik ve ahşapla destekleniyor, saten, pamuk, ipek veya ketenden yapılıyordu.

Soylu erkeklerin içlerine şiirler yazılmış ya da kendi resimlerini yaptırdığı korseleri sevgililerine hediye etmesi adet haline gelmişti.

Görünümü daha zarif hale getirse de korseler sağlık sorunları yaratmaya başlamıştı. Bedenlerinin gelişimi henüz tamamlanmamış olan genç kızlar bundan daha çok zarar görüyordu. Bağcıklarla daha da sıkı hale getirilmeye çalışılan korseler tehlikeli olmaya başlamıştı. İyi nefes alamıyor, oksijensiz kalınca özellikle genç kızlar bayılıyordu. Ayrıca, kaburga kemikleri kırılabiliyor, organların sıkıştırılması kim zaman  iç kanamaya yol açabiliyordu.

1903 yılında bir kadın, korsesinden çıkan iki çelik parçanın kalbine saplanması sonucu öldü.

1912’da ise Joseph Hennella isimli kadın taklitleri yapan bir sanatçı, korsenin yaptığı baskıdan ötürü sahneye yığıldı ve hayatını kaybetti.

Kral VII.Edward dönemi İngiltere'sinde kadın sliüetlerinde S formu yaratan korseler ve S şeklindeki kıvrımlar moda oldu. Bu korseler kalçaları arkaya, göğsü öne itiyordu.

Yeni korseler, tıp diploması olan bir korseci tarafından popüler hale getirilmişti. Viktorya döneminin sağlıksız kadın silüetinden sonra bu kadın formu daha sağlıklı görünüyordu.  Korse, önceki dönemlerde olduğu gibi iç organlara zarar verecek şekilde değildi, yalnızca dik durmak için tasarlanıyordu.

Artık ipek yerine daha ucuz kumaşlardan yapılan korseler, lüks bir aksesuar olmaktan çıktı ve gündelik hayatta kullanılır hale geldi.

1890'lı yıllar sona ererken sanayi devriminin getirmiş olduğu teknolojik yeniliklerle yaşam tarzı da değişmeye başladı. Artık kadınlar bilgiye daha rahat erişebiliyor,  düşük ücretle de olsa çalışıyordu. Kamusal alanda yer almaya başlayan kadının giyimi hareket özgürlüğü sağlayan, abartıdan uzak ve feminen bir yapı almaya başladı. Dikiş makinaları sayesinde hazır giyim ortaya çıktı. 1908’de düz kesim, hatsız elbiseler ortaya çıktı. Kadınlar, S korseler yerine daha düz korseleri ve sutyenleri tercih etmeye başladı.

Birinci Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl önce, dar kalçaların daha çok tercih edilmesi ile kadınlar kalçayı sıkı gösteren alt vücut korselerine yöneldiler.

Savaşla birlikte kadınlar, hastanelerde, fabrikalarda çalışmaya başladı. Etek boyları kısaldı, uzun saçlar kesildi. Kadın görünüşü iyice değişmeye başladı. Savaşa katkı sağlamak amacıyla kadınların çelik kullanılarak tasarlanmış korseleri kullanmayı bırakmasıyla bu tarz korse kullanımı bırakıldı. İnce bele sahip olmak isteyen kadınlar için yarım korseler tasarlanmaya başlandı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ise moda alanında kumaş kısıtlaması başladı. Savaştan dolayı, giysilerde fermuar kullanımı yasaklandı. Kanca kullanılmasına belli koşullarda izin verildi. Korselerde bağcık ve elastik kumaşlar kullanılmak zorunda kalındı.

1947 yılına gelindiğinde, Christian Dior’un Paris'te sergilediği yeni koleksiyonunu eşliğinde korse yeniden canlandı. Kadınsı desenlerin ön planda olduğu elbiselerin belleri daraltılmıştı. Bu da korsenin geri dönüşü anlamına geliyordu. Pazar canlanıyordu.

Bizim toplumumuzda korse kullanımı Sultan Abdülmecit'in emri ile oldu. Sünnet düğünü öncesinde saray halkı kan ter içinde hazırlıkları tamamlamaya uğraşırken Sultan Abdülmecit bütün saray kadınlarının korse giymelerini emretti.

Konu ile ilgili kadın ve mizah dergilerinde pek çok yazı kaleme alındı.

Emine Semiye Hanım Kadınlara Mahsus Gazete’deki bir yazısında; kadınların korse giymeye alıştıklarını, fakat bazılarının korse yüzünden hastalanabileceğini söylüyordu. Ayrıca, korsenin madeni balenleri hakkında endişelerini dile getirerek, balensiz spor korseleri tavsiye ediyordu.  

Günümüze gelirsek, 1980’lerde modacılar da ünlüler kadar popüler olmaya başlıyordu. Pop starlar, modacıların tasarımları eşliğinde boy gösteriyordu. Bu dönemde vücuda oturan, sıkı sahne kıyafetleri moda oldu. Starlar, bu giysileri giymek için kusurlarını gizleyen korseleri tercih etmeye başladılar.Hatta Madonna gibi ünlüler korseleri bizzat kıyafet olarak sahnede kullandılar. Günümüzde eski haliyle olmasa da,  bazen iç giyim bazen de aksesuar olarak hala kullanılıyor korseler.